Cevizyapragi,islami site, risale i nur

Gönderen Konu: Zelzele gibi vâkıalar, tesadüf oyuncağı değiller  (Okunma sayısı 51 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

EbdA

  • Administrator
  • Usta Kalem
  • *
  • Puan 23
  • Çevrimiçi Çevrimiçi
  • Toplam İleti: 1509
Zelzele gibi vâkıalar, tesadüf oyuncağı değiller
« : Mart 11, 2010, 02:10:44 ÖS »
Âyet-i Kerime  Meâli

 İnkâr edenlere dünya hayatı süslü gösterildi; o yüzden fakir mü'minlerle  alay ederler. Halbuki o takva sahipleri, kıyamet gününde onların  üzerinde olacaklar. Allah bu dünyada da, ahirette de dilediğine hesapsız  rızık verir.


Bakara Sûresi: 212
 




Zelzele gibi vâkıalar, tesadüf  oyuncağı değiller
     

 Şu misafirhâne-i dünyada, nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız,  gâyesiz göremezsin; nasıl, sen nizamsız, gâyesiz kalabilirsin? Zelzele  gibi vâkıalar olan şu hâdisât-ı kevniye, tesadüf oyuncağı değiller.


 [Gafil kafaya bir tokmak ve bir ders-i ibrettir]


 Ey gaflete dalıp ve bu hayatı tatlı görüp ve âhireti unutup dünyaya  tâlip bedbaht nefsim! Bilir misin, neye benzersin? Devekuşuna. Avcıyı  görür; uçamıyor, başını kuma sokuyor. Tâ avcı onu görmesin. Koca gövdesi  dışarıda; avcı görür. Yalnız, o, gözünü kum içinde kapamış; görmez. Ey  nefis! Şu temsile bak, gör:


 Nasıl dünyaya hasr-ı nazar, azîz bir lezzeti, elîm bir eleme kalbeder.  Meselâ, şu karyede, yani Barla’da, iki adam bulunur; birisinin yüzde  doksan dokuz ahbabı İstanbul’a gitmişler, güzelce yaşıyorlar. Yalnız  birtek burada kalmış; o dahi oraya gidecek. Bunun için, şu adam,  İstanbul’a müştaktır, orayı düşünür, ahbaba kavuşmak ister. Ne vakit ona  denilse, “Oraya git!”; sevinip, gülerek gider. İkinci adam ise, yüzde  doksan dokuz dostları buradan gitmişler. Bir kısmı mahvolmuşlar; bir  kısmı ne görür, ne de görünür yerlere sokulmuşlar. Perişan olup  gitmişler, zanneder. Şu bîçare adam ise, bütün onlara bedel, yalnız bir  misafire ünsiyet edip teselli bulmak ister; onunla o elîm âlâm-ı firâkı  kapamak ister. Ey nefis! Başta Habîbullah, bütün ahbabın kabrin öbür  tarafındadırlar. Burada kalan bir iki tane ise, onlar da gidiyorlar.  Ölümden ürküp, kabirden korkup, başını çevirme; merdâne kabre bak, dinle  ne talep eder. Erkekçesine ölümün yüzüne gül; bak, ne ister. Sakın  gâfil olup ikinci adama benzeme. Ey nefsim! Deme, “Zaman değişmiş, asır  başkalaşmış; herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder, derd-i  maîşetle sarhoştur.” Çünkü, ölüm değişmiyor; firâk bekâya kalbolup,  başkalaşmıyor. Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor; ziyâdeleşiyor.  Beşer yolculuğu kesilmiyor, sür’at peydâ ediyor. Hem deme, “Ben de  herkes gibiyim.” Çünkü, herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık  eder. Herkesle musîbette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin  öbür tarafında pek esassızdır. Hem kendini başıboş zannetme. Zîrâ, şu  misafirhâne-i dünyada, nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız,  gâyesiz göremezsin; nasıl, sen nizamsız, gâyesiz kalabilirsin? Zelzele  gibi vâkıalar olan şu hâdisât-ı kevniye, tesadüf oyuncağı değiller.  Meselâ, zemine nebâtât ve hayvanât envâından giydirilen birbiri üstünde,  birbiri içinde, gayet muntazam ve gayet münakkaş gömlekler, baştan  aşağıya kadar gâyelerle, hikmetlerle müzeyyen, mücehhez olduklarını  gördüğün ve gayet âlî gâyeler içinde kemâl-i intizam ile meczub Mevlevî  gibi devredip döndürmesini bildiğin halde, nasıl oluyor ki, küre-i arzın  benîâdem’den, bâhusus ehl-i imândan beğenmediği bir kısım etvâr-ı  gafletin sıklet-i mâneviyesinden omuz silkmeye benzeyen zelzele  gibiHAŞİYE mevtâlûd hâdisât-ı hayatiyesini, bir mülhidin neşrettiği gibi  gâyesiz, tesadüfî zannederek bütün musîbetzedelerin elîm zâyiâtını  bedelsiz, hebâen mensur gösterip, müthiş bir yeise atarlar. Hem, büyük  bir hatâ, hem büyük bir zulüm ederler. Belki, öyle hâdiseler, bir  Hakîm-i Rahîmin emriyle ehl-i imânın fânî malını sadaka hükmüne çevirip,  ibkâ etmektir ve küfrân-ı nimetten gelen günahlara kefârettir. Nasıl ki  birgün gelecek, şu musahhar zemin, yüzünün zîneti olan âsâr-ı  beşeriyeyi şirkâlûd, şükürsüz görüp çirkin bulur. Hâlık’ın emriyle büyük  bir zelzele ile bütün yüzünü siler, temizler. Allah’ın emriyle, ehl-i  şirki Cehenneme döker; ehl-i şükre, “Haydi, Cennete buyurun” der.


 Haşiye: İzmir’in zelzelesi münâsebetiyle yazılmıştır.


 Sözler, s. 156, (yeni tanzim, s. 275)


LÜGATÇE:
 

 ünsiyet: Alışkanlık, dostluk.


 âlâm-ı firâk: Ayrılık acıları, elemleri.


 fakr-ı insanî: İnsanın yapısında ve yaratılışında olan yoksulluk.


 hâdisât-ı kevniye: Yaratılışa ve tabiata âit hadiseler.


 münakkaş: Nakışlı, nakışlanmış.


 müzeyyen: Süslü.


 mücehhez: Donatılmış.


 kemâl-i intizam: Tam bir düzen.


 küre-i arz: Dünya.


 etvâr-ı gaflet: Gaflet halleri.


 sıklet-i mâneviye: Manevî ağırlık.


 mevtâlûd: Ölüm gibi; ölümlü; korkunç.


 mülhid: Dinsiz.


 hebâen mensur: Boşu boşuna. Faydasız yere.


 yeis: Ümitsizlik.


 ibkâ: Bâkileştirmek. Devamlı etmek.


 küfrân-ı nimet: Cenâb-ı Hakk’ın ihsan ettiği nîmetleri bilmeme ve  hürmetsizlik etme, nankörlük.


 âsâr-ı beşeriye: İnsanların eserleri.


 şirkâlûd: Şirkle karışık, şirk bulaşmış.
 
Kayıtlı
Dost istersen Allah yeter
Yaran istersen Kur'an yeter
Mal istersen kanaat yeter
Düşman istersen nefis yeter
Nasihat istersen ölüm yeter..

ßy €@gl€

  • Yazarımız
  • *
  • Puan 14
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 1443
  • Selamun Aleykum, Hoşgeldiniz.
Ynt: Zelzele gibi vâkıalar, tesadüf oyuncağı değiller
« Yanıtla #1 : Mart 11, 2010, 05:39:45 ÖS »
teşekkürler
Kayıtlı
<a href="http://img684.imageshack.us/img684/5574/ygl.swf" target="_blank" class="new_win">http://img684.imageshack.us/img684/5574/ygl.swf</a>