Cevizyapragi,islami site, risale i nur

Gönderen Konu: İNSAN KEMALİNİN TECELLİLERİ  (Okunma sayısı 73 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

velfecr

  • Aktif Üyemiz
  • *
  • Puan 6
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 125
  • Allahım,Akidemi,sorunlarımın elinden kurtar.
İNSAN KEMALİNİN TECELLİLERİ
« : Ekim 03, 2009, 10:57:16 ÖS »
Bismillahirrahmanirrahim.
İstekte bulunan biri, muhakkak gerçekleşecek olan,bir azabı istedi.
  Kafirler için olan, bu azabı geri çevirecek Kimse yoktur.
Bu azab Yüce makamlar sahibi olan Allahtandır.
   Melekler ve Ruh, Ona, süresi ellibin yıl olan bir günde çıkabilmektedir.
   Şu halde, güzel bir sabır göstererek Sabret.
    Çünkü gerçekten onlar, bunu oldukça uzak görmektedirler.
   Biz ise, onu pek yakın görmekteyiz.
   Gökyüzünün erimiş maden gibi olacağı gün,
    Dağlar da etrafa uçuşmuş rengarenk yün gibi olacak.
Böyle bir günde Hiçbir yakın dost bir yakın dostu sormaz.
Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye vermek ister,
Kendi eşini ve kardeşini
Ve onu barındıran aşiretini soyunun hepsini de.
Yeryüzünde bulunanların tümünü verse de, sonra bir kurtulsa.
Hayır, böyle fidyeler kabul edilmez Doğrusu o cehennem, cayır cayır yanmakta olan ateştir.
Başın derisini kavurup,soyar.
Yüz çevirip arkasını döneni çağırıp,durur.
Durmaksızın mal ve servet,Toplayıp bir yerde üst üste yığmakta olanı
Gerçek şu ki, insan, bencil ve haris olarak yaratıldı.
Kendisine bir şer kötülük dokunduğu zaman feryadı basar.
Ona bir hayır da dokunulduğunda, engelleyici kıskanç olur.
Ancak namaz kılanlar hariç.
Ki onlar, namazlarında süreklidirler.
Ve onların mallarında belirli bir hak vardır,
Yoksul ve yoksun olanlar için.
Onlar, Din gününü de tasdik etmektedirler.
Onlar, Rablerinin azabına karşı daima bir korku duymaktadırlar.
Şüphesiz Rablerinin azabından emin olunamaz.
Ve onlar ırzlarını mahrem yerlerini korurlar.
Ancak kendi eşleri ya da sağ ellerinin malik olduğu başka, çünkü onlar bunlardan dolayı kınanmazlar.
Fakat bunun ötesini arayanlar, onlar artık sınırı çiğneyenlerdir.
Birde onlar, kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde harfiyen riayet edenlerdir.
Şahitliklerinde de dosdoğru davrananlardır.
Namazlarını titizlikle koruyanlardır.
İşte onlar, cennetler içinde ağırlananlardır.
Şimdi küfretmekte olanlara ne oluyor ki, boyunlarını sana uzatıp konuşuyorlar.
Sağ yandan ve sol yandan bölümler halinde.
Onlardan her biri, nimetlerle donatılmış Cennete gireceğini mi umuyor tamah ediyor
Hayır, doğrusu biz onları bildikleri şeyden yarattık.
Artık, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim, biz gerçekten güç yetirenleriz,
Onların yerine kendilerinden daha hayırlılarını getirip değiştirmeye, üstelik bizim önümüze geçilemez.
Şu halde sen, kendilerine vaat edilen azap günlerine kavuşuncaya kadar onları bırak, dalıp,oynasınlar, oyalansınlar.
Kabirlerinden koşarcasına çıkacakları gün, sanki onlar dikili bir şeye yönelmişler gibidirler.
Gözleri Korkudan ve dehşetten düşük, yüzlerini de zillet sarıp kaplamış, işte bu, kendilerine vaat edilmekte kıyamet ve azap günüdür.
« Son Düzenleme: Ekim 03, 2009, 11:00:43 ÖS Gönderen: velfecr »
Kayıtlı
Hür bir imanın yürüyüşünde bıraktığı izlerdir bu sorumluluklar. her şeyden ve herkesten sorumlu olma, nefes alan soluklanan her şeyden.
                                                                                                                 =velfecr=

velfecr

  • Aktif Üyemiz
  • *
  • Puan 6
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 125
  • Allahım,Akidemi,sorunlarımın elinden kurtar.
Ynt: İNSAN KEMALİNİN TECELLİLERİ
« Yanıtla #1 : Ekim 07, 2009, 08:39:32 ÖÖ »
EVETE DEĞERLİ KARDEŞLERİM.AZABI İSTEMEDE ACELECİLİK,AZABIN ÇABUK GELMESİ
İstekte bulunan biri muhakkak gerçekleşecek olan bir azabı istedi.
Bu mübarek sure, kimi vakit başlangıcının se ele oluşu dolayısıyla Se ele Suresi diye adlandırılmış ve kimi vakit ise bu surede yer alan mearic kelimesi dola­yısıyla mearic Suresi adını almıştır. Şimdi yapacağımız tefsirde, her iki mana da açıklanacaktır.Söz konusu sure birtakım olaylarla başlamıştır. Kuran onun adına azabı istemede acelecilik diyor.Azabı istemede acelecilik sözünden maksat şudur, Hz. Peygamber (s.a.v.) milleti kıyamet ve dünya azabından korkuttuğunda özellikle de kıyamet azabından, onlar­dan bir kısmı o hazretin huzurunda şöyle diyorlardı. Eğer bu söylediğin sözler doğru ise, Rabbine söyle de hemen şimdi bu azabı bize göndersin.
İşte bu durum, insanın "inat derecelerinden biridir. Buna inat hastalığı derler. Hastalıkların en kötüsü de budur. Diğer bir ayette Allah (c.c.) şöyle buyuruyor.
Ey Allahımız, eğer bu Kuran bir gerçek olarak senin katından ise, gökyüzünden üstümüze taş yağdır ve­ya acıklı bir azap getir bakalım demişlerdi. Enfal Suresi.32
Çok acayiptir ki, bir topluluk ellerini açıp şöyle di­yorlardı . Ya Rabbi Şayet bu Kitap hak ve Senden ta-raf gönderilmiş ise, öyleyse bizim üzerimize gökten taş yağdır-ki, artık yaşamayalım.
Halbuki şöyle demeleri gerekirken, Ya Rab, şayet şu kitap hak ise, hak olduğunu bize göster ve bize ona tabi olmamızı terfiki inayet et. Şayet hak değil ise, se­nin nezdinden gelmemiş ise, bize basiret ver de, yolunu şaşıranlardan olmayalım. Şöyle demişler, Şayet hak ise bizim artık onu görmeye tahammülümüz yoktur, da­yanamayacağız. İşte buna,azabı istemede acelecilik denir.
Bunun benzeri bir konu da hadislerde geçiyor: Hz. Peygamber (s.a.a.) Gadir hum gününde Hz. Ali (a.s.) hak­kında şöyle buyurdu.
Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. Muhtemelen Kureyş kabilesinden olan kitap ve ha­dislerde de öyle kaydedilen Numan b. Harisi Seheri hak­kında şöyle nakledilmektedir.
Araplar arasında yaşlılık ve aksakallığın itibar gör­düğü o dönemde, Numan b. Haris, Hz. Peygamber (s.a.a.) in huzuruna gelerek şöyle dedi. Ey Allahın Resulü Sen bizlere la ilahe illallah deyip şehadet okuyun de­din ve Allahtan başkasına tapmayın diye buyurdun, biz de kabul ettik. Senin peygamberliğini kabul etmemi­zi, namaz kılmamızı, oruç tutmamızı, zekât vermemizi istedin, bunların tümünü kabul ettik. Şimdi itaat etme­mizi istediğin bu genci yani Hz. Ali (a.s.) kast ediyor, kendinden mi söylüyorsun, yoksa vahy mi geldi,
Hz. Peygamber (s.a.a.) şöyle buyurdular.
Andolsun şeriki olmayan o Allaha, bu sözü ben kendimden söylemiyorum, bu, ilahi bir vahyidir.
Anlaşıldığı gibi, o durumuna rağmen, o şahsın pey­gamberin vahyine itikadı var idi ki, bu sözü peygamber­den (s.a.a.) duyunca hemen ayağa kalkıp şöyle dedi,Ya Rab Şayet durum böyle ise, ben artık yaşamak istemiyorum, bana gökten bir taş indir.
Aradan çok zaman geçmeden bir hadise ile karşılaş­tı ve tepesine bir taş düşüp onu helak etti.
Bir istekli, Allah katından inkârcılara gelecek ve hiç kimsenin sayamayacağı azabı istedi.
Kuran,bi azabin yakin diye söylüyor.Gelecek bir azap diye bahsediyor. O azap ki gelecektir, gelmesi kesindir, onda şüphe etmek ve onda acelede bulun­mak kesinlikle yanlıştır.
selam ve dua ile............
Kayıtlı
Hür bir imanın yürüyüşünde bıraktığı izlerdir bu sorumluluklar. her şeyden ve herkesten sorumlu olma, nefes alan soluklanan her şeyden.
                                                                                                                 =velfecr=

velfecr

  • Aktif Üyemiz
  • *
  • Puan 6
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 125
  • Allahım,Akidemi,sorunlarımın elinden kurtar.
Ynt: İNSAN KEMALİNİN TECELLİLERİ
« Yanıtla #2 : Ekim 11, 2009, 11:21:08 ÖS »
            
Kafirler için olan, bu azabı geri çevirecek kimse yoktur. Bu azapYüce makam sahibi olan Allah tandır.
Bu azab Allah'tan olduğu için, hiç bir güç onu önleyemez.  Anlamı şudur,Bu azab Allah nezdindendir ki, def olunamaz. Eğer defedecek birisi var ise, Oda Allahtır.
Allah da bunu defetmeyecektir. Zira söz konusu azab, ilahi sünnetlerdendir. İlahi Kazadır. Bundan dönüş yoktur. Burada Allahu Teala, kendisi hakkında çok anlamlı bir kelime getirmiştir:
Bu azab Yüce makam sahibi Allahtandır,Mearic,uruç kelimesindendir. Uruc ise yukarı gitmek ve yücelmek mahalli anlamındadır. Allah, kısanların yukarı çıkması ve yücelmesi için bir kısım makamlara, derecelere ve basamaklara sahiptir. Bu mana Kuranı Kerim in birçok ayetlerinde gelmiştir, örneğin
Allah katında onlar derece derecedir. Allah yapmakta olduklarını görendir.Ali İmran:163
Allah sizden iman etmekte olanları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin.Mücadele Suresi: 11
Dikkat ediniz ki biz, bu kelimeyi çok ağzımıza alıyoruz veya kalpten niyet ediyoruz, örneğin,bu namazı kılıyorum kurbeten ilallah diye söylüyoruz. Yani, Allaha yaklaşmak ve ona takerrübde bulunmak için.
İnsanlar, örf ve güncel hayatlarında yararlandıkları mana ve anlamları, yanlışlıkla Allah hakkında da kullanabilir ve bu mana ve mefhumların Allahla ilgili olarak doğru olduğunu sanabilirler. Halbuki Allah hakkında hakikattir, itibari ve arazi değildir.
Örneğin biz şöyle diyoruz, Falan şahıs filan makama çok yakındır. Bu sözdeki maksadımız, acaba o şahsın o makama mekan yönünden yakınlığı mıdır, Mekan yönünden mi herkesten daha yakındır,Eğer öyle olacak olsaydı, o makamın hademesi o makama herkesten daha yakın olurdu. Oysaki mekan itibariyle o makamdan kilometrelerce uzakta olan birisinin, o makama daha yakın olması mümkündür.
Burada söz konusu yakınlık tan maksat, o şahsin daha fazla mevrudi inayet öncelik hakkına sahip oluşudur. Örneğin. Hz. Peygamber (s.a.a.) Allaha diğer insanlardan daha yakındır diye söylenildiğinde, Allahın ona lütuf ve ihsanının daha fazla olduğu kast edilmektedir. Öyle zannediyorlar ki Allaha yakınlık ve uzaklık o anlamdadır.
Sadece insanlar değil, melekler dahi böyledir. Hiç bir melek mekan yönünden diğer melekten daha yakın değildir.Yakınlık lütuf ve inayetten ibarettir. Oysaki mana aleminde, gerçekten yakınlık dereceleri vardır. Durum sadece bununla sınırlı olmayıp, alemi melekut ve alemi gayb, gerçekte rütbe ve dereceleri ihtiva etmektedir. Ne sadece inayet ve lütuf azlığı ve çokluğu söz konusudur. Gerçekte insan ibadetinin eseri ile Allaha taraf yüceliyor. Her derece yakınlaştıkça, vücudu daha çok hak oluyor, hangi yöne vücudu daha hak olur ise, daha çok o yöne değişim gösteriyor. Vaziyeti, şekli, maneviyatı ve her şeyi değişiyor. Hatta biz amelimizle var oluyoruz.
« Son Düzenleme: Ekim 11, 2009, 11:23:06 ÖS Gönderen: velfecr »
Kayıtlı
Hür bir imanın yürüyüşünde bıraktığı izlerdir bu sorumluluklar. her şeyden ve herkesten sorumlu olma, nefes alan soluklanan her şeyden.
                                                                                                                 =velfecr=