Kuranı Kerim şöyle buyuruyor.Her nefis ölümü tadıcıdır. Mükafatlarınız, ancak kıyamet günü eksiksizce ödenecektir.
Bu ayette ölümün tüm canlı varlıklar için geçerli kesin bir kural olduğundan bahsedilmektedir.
Kuranı Kerimin ayetleri, ölümün inanlar için verilmiş bir söz, inanmayan ve dalalete sapanlar için ise, bir tehdit niteliğini taşıdığını vurgulamaktadır.
Allah Teala'nın,Şüphesiz amellerinizin karşılığını kıyamet gününde alacaksınız buyruğu, dünyanın amel yeri olduğuna, ahiretin ise, amel yeri olmayıp hesap yeri olduğuna işaret etmektedir.
Hz. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur.Bu gün amel günüdür, hesap günü değil, yarın ise hesap günüdür, amel günü değil.
Bir çokları, ölümü yok oluş ve her şeyin son bulması zannettiklerinden, ölümden korkarlar. Oysa Kuranı Kerim, ölümün yok olup gitmek olmadığını ve yalnızca madde ötesi olan ruhun maddi bedenle olan irtibatının kesilmesi olduğunu beyan etmiştir.
Bu anlam, ölümün beyanında kullanılan teveffa kelimesinden anlaşılmaktadır. Bu kelime, Arapçada bir kimsenin hakkının tamamını alması anlamında kullanılmıştır.
Kuranı Kerim şöyle buyuruyor.Allah nefisleri, ölümü anında, henüz ölmemişlerin de uyudukları sırada ruhlarını alır. Böylece ölümüne hükmettiklerini kıyamete kadar alıkor. Diğerlerini uykudakileri, mukadder bir müddete ecellerinin sonuna kadar salıverir. Şüphe yok ki, bunda, düşünen bir kavim için Allahın kudret ve ilmine delalet eden alametler vardır.
Allah Teala, ölüm olayının kolayca kavranılması için, bu ayeti kerimede uyku misalini zikretmekle, uykuda olanların ruhlarının bedenleri ile ilişkilerinin azalmasının ölüme bir misal teşkil ettiğini vurgulamıştır.
Ayette geçen enfus kelimesinden maksat insanların bedenlerine ait olan ruhlardır.Yani, ölüm halinde ruhun bedenle alakası kesilir ve artık ruhun beden üzerinde herhangi bir idare ve tasarrufu kalmıyor.
Ayette geçen mevtiha kelimesinden maksat, bedenlerin ölümüdür. Kuranı Kerim, uyku halinde alınan ruhlarla, ölüm anında bir daha bedene dönmemek üzere alınan ruhlar arasında fark gözetip, iki kısma ayırarak, ölüm fermanı gelmeyenlerin ruhlarının belli bir müddete kadar yaşamak için tekrar bedenlerine döndürüldüğünü belirtmiştir.
Bu ayeti kerime, insanları uyuduktan sonra tekrar uyanmak üzerinde tefekkür ederek, bu günlük hadiseden bile ibret almaya davet etmektedir. Bilmeliyiz ki, her şeyin tedbir ve idaresi Allahın elindedir. Bir gün herkes nihayet onun tarafına dönüp hesaba çekilecektir.
Bu ayeti kerimeden, insan ruhu ile bedeni arasında yakın bir bağlantı olmasıyla birlikte, ruhun müstakil bir varlık olduğu da anlaşılmaktadır. Çünkü ruh uyku halinde, özellikle de rüya halinde, bedenden ayrılıp müstakil yaşayabilmektedir.
Ayrıca, bu ayeti kerimede ölüm ve uykunun her ikisi de teveffi olarak zikrediliyor. Bu ise, ruhun alınmasıdır. Aralarındaki önemli fark şudur ki, ölüm, ruhun bir daha bedene dönmemek üzere alınması, uyku ise, ruhun alınıp tekrar bedene dönebilmesidir.
Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur.Uyku halinde olan her şahsın ruhu gök alemine yükselir, ama can bedende kalır. O halde ruh ile can arasında, güneş ile ışını arasında olan bağlantıya benzer bir bağlantı vardır. Eğer Allah Teala, ruhun alınması için izin verirse, can da ruha döner, ama eğer ruhun alınmasına izin vermezse, ruh cana doğru döner. İşte Allah Tealanın Ruhları ölüm anında alır.buyruğunun anlamı budur.
Demek ki, ruh bedene oranla üç özelliğe sahiptir.
1- Tam irtibat, uyanık halinde
2- Yarım irtibat, uyku halinde
3- İrtibatın tamamıyla kesilmesi ölüm halinde.