Gerçekte Allah Tealanın varlığına inanmak, doğuştan insanların fıtratında vardır. İşte bunun için insanların, zor ve korkunç durumlarla karşılaştıklarında farkında olmadan kendi fıtratları yaratılıştan olan içgüdüleri, gereği sebeplere sebeplilik veren ve zorlukları kolaylaştıran Allah Tealaya yönelip sığındıklarını görüyoruz.
Kuranı Kerimin şu ayetleri de buna tanıklık etmektedir,Eğer onlara, Gökleri ve yeri kim yaratmıştır, diye sorsan, mutlaka Allah derler. De ki, Bütün övgüler Allaha mahsustur. Fakat onların çoğu bunun bilincinde değillerdir.De ki, Eğer gerçekten ciddi iseniz Size Allahın azabı gelir veya başınıza kıyamet koparsa, Allahtan başkasını mı çağırır ondan başkasına mı dua edersiniz, Hayır yalnızca Onu çağırırsınız. O da isterse ona çağırdığınız şeyi belayı sizden alır ve şirk koştuğunuz şeyleri unutup gidersiniz.
İmam Hasan El Askerinin (a.s) tefsirinde şöyle yazıyor, Adamın biri İmam Sadık (a.s)a Allahı sorunca, İmam (a.s) ona,Hiç şimdiye kadar gemiye bindin mi,diye sordu.
O adam,Evet dedi.
İmam (a.s) Seni kurtarabilecek başka bir geminin veya bir yüzücünün bulunmadığı bir yerde geminiz bozulduğu oldu mu hiç,dedi.
O adam, Evet olmuştur dedi.
İmam (a.s) Acaba o zaman kalbine seni bu tehlikeli anında boğulmaktan kurtarabilecek bir şeyin olduğuna dair bir düşünce geldi mi,diye sordu.
O şahıs,Evet geldi cevabını verdi.
Bunun üzerine, İmam Sadık (a.s) ona şöyle buyurdu, İşte hiçbir kurtarıcının bulunmadığı yerde kurtarmaya kudreti olan ve bir feryada yetişenin bulunmadığı yerde feryada koşan şey Allah Teala'dır.
Yine Şeyh Sadukun kendi senediyle Zürarenin aracılığıyla İmam Muhammed Bakır (a.s)dan naklettiği bir hadiste, İmam (a.s) şöyle buyuruyor,Hz. Resulullah (s.a.a) buyurdu ki,Her çocuğun fıtrat üzere doğduğunun anlamı, Allah Tealanın onun yaratıcısı olduğu marifeti bilinci üzere doğmasıdır. İşte Allah Tealanın Eğer onlara ,Gökleri ve yeri kim yaratmıştır, diye sorsan, mutlaka Allahtır derler,ayetinin anlamı da budur.
Bir marifet ve tevhid ehlinden Allahın varlığına delil istenince, O, Sabah gündüz bizi lamba ihtiyacından kurtarmıştır cevabını vermiştir.
Bir marifet ehli şair de şiirinde konuyu şöyle dile getirmiştir.
O ne kadar cahil birisi ki, nur saçan güneşi, çölde kandil ışığıyla aramaktadır.
Ey aklı bağışlayan Allah bütün övgüler sana mahsustur
Bütün amaçlar senin huzuruna varır,
Ey nurunun şiddetinden gizli kalan,
Ey zahir olduğu halde batın, batın olduğu halde zahir olan,
Yüzünün nuruyla her şey aydınlanmıştır,
Yüzünün nuru karşısında ondan gayri her şey gölgedir.
Bu yüzden de basiret gözü açık olanlar için Allahın varlığına delil gerekmez, hatta durum tam aksinedir. Yani, Allah Teala her şeye delil ve kanıt olup, her şeyi var edip gösterendir. Onun nurundan bir pay almayan şey, yokluk karanlığında yok olup gider ve ondan hiçbir haber olmaz. Bu yüzdendir ki, İmam Hüseyin (a.s) Arafe günü okuduğu Arafat duasında Allah Tealaya şöyle hitap ediyor.
Ey Allahım Kendi varlığında sana muhtaç olan bir şeyle nasıl senin varlığına delil getirebiliriz.
Hiç senden başkasının, senin için olmayan bir açıklığı ve zuhuru olabilir mi ki, o sana açıklık getirebilsin
Sen ne zaman gaip oldun ki, eserler sana delalet edecek bir delil olsun, Seni görmeyen göz kördür, Oysa sen devamlı olarak onu gözetiyorsun, Ve senin sevginden aşkından bir pay verilmeyen kulun muamelesi hüsrana uğramıştır.